28 05 2009

SERGEN ATSIN ŞAMPİYONLUK GELSİN

Siyah, Beyaz bir de sen çok güzelsin
Bilet kuyruğuna girip saatlerce bakışalım
Güneş vursun gözlerinin karasına, kartal sahaya çıksın
birer birer çağrılsın tribünlere topçular
gülelim ağlayalım ama illa da fenere sövelim
düdük çalsın hakem, nefesimiz kesilsin
gözlerin çok güzel, üçlü çekelim
bizim için mücadele ederler desibeller kırılır
Çarpışırlar, vururlar, kartlar , penaltılar
Kalede forvet defansta santrafor, gol Koray
Hakkı'mız yaşam, Şeref'imiz ölüm ve Süleyman
Nouma bizi disco'ya götürsün,
Kör Tuğrul'un boşalttığı yerden İbrahim Üzülmez koşsun
Siyah Beyaz Şampiyon Beşiktaş
Şampiyon Beşiktaş seni seviyorum şimdi sen söyle...

13 05 2009

TUZLA BUZ

Yağmur damlaları hücum ediyor evin sıcaklığına,
küresel ısınma kışından kalma bir garip ilkbahar gününde.
Bense ayna içinde ayna içinde ayna misali dalıp gitmişim
kendi yalnızlık çölümün uçsuz bucak sessizliğine.
Dolap kapağinda asılı duran çocukluk masumiyeti,
Kokusu algılarımla çılgınca sevişen rutubet
Ve zaman ordularına direnen çılgın anılar...
Tuzla buz oluyorum aniden vuran farkındalık kriziyle.
Tuzun tadı damağımda,
buzsa erimiş gitmiş kirli ayakların altında,
Ve karışmış pis lağım sularına.

19 04 2009

MERDİVEN

İlk basamaktan da düşebilirim aslında

Karşımda bir işçi bir memur bir evlenilecek kız
Her an kimlik sorgusuna takılabilirim
Geçelim bunları çabucak
Su böreğine katılmayan suyu dökelim
Pudra şekerlerini dökelim kızların üstüne.

Astrolojiyi de geçelim çabucak
Hiç bir şey bilmediğini
Bilmediğini söylemez kimse, Sokrates değilse
Kokusunu alıyorum yörüngesinden çıkmış bir yıldızın
Filmleri de geçelim çabucak,
Dünyayı kurtaramayacak, Armageddon
Çıkarken uzaya bir astronot gemiye bağlıdır aslında

Bana geçemediklerinden bahset
Sııflandırılmamış tarihi kat bir yerlerine
Neden geçmeyelim önüne değil mi
Değil mi neden geçmesin zaman
Ayak izleri el izleri alizeler neden silinmesin
Köroğlu Hüsn-ü Bala’yı neden sevmesin.

Korkma
Dostoyevski’yi geçelim demeyeceğim
Geçemeyiz zaten rus edebiyatının altından üstünden
Son nokta kayııtlara geçmeden geçelim
Bizden biridir kariyer merdiveninden vazgeçmişler.
Bilelim Rosnolnikov’da bizden biridir.

İlk basamaktan da düşebilirim.

02 04 2009

ÇATIŞMA

Saat henüz çok geç,
Tüm sinemalar erken boşalıyorlar
Gündüzler henüz çıkarmamışken geceliğini
Uzak yolculukların insanları inmişler gözlerimden
Adını yazmışlar indikleri gözlerimin buğusuna
En yakın uçurum tabelasını görürler, yazgısı silik
Ama ayıkken kimse göremez
Topuklar altında sızlayan taşın hissini

Akrep yelkovanı sokmuştur o nankörlükle
Kara kış gelmiş, saçlarımı kapatmış kar
Asıyor çamlar bile yapraklarını o histe
Hüznüm beş karış, aklım takılmakta

Marsı çıplak sözle anlayabilecek bir insan
Yapmaz zaten bu şehirdeki deliler
Hasrettir, sevda değildir ki geri dönen uçurumdan
Hani manşette vardın ya aklımdan çıkan gazetede

Kalbin bir odasında ölü ele geçirilen sevgili

02 03 2009

ŞİŞEYLE İLETİLEN MESAJ

Akşam yer hep günün bu saatini
Çiçekler dikilir elbiselere hep bu saatte
Dağlarda hala kaldıysa kırlar.

I.

Karanlıktan korkardım da küçükken
Elm Sokağı’ndaki canavarı öldürmeyi düşlerdim
Sızlanıyorum, mezar taşım silinecek diye çünkü
Çünkü adım verilmiyor hiç bir sokağa,
Sapanına taş arıyor da o küçük çocuk
Tanklar namlularından kan sızdırmıyor

II.

Burada bir yetim annesini arıyor hala
Ve sen yoksun, yetim öksüz kalıyor
Bahar rüzgarını arıyor da
Rüzgar güneyden bir türlü esmiyor
Üşüyor da polenler,
Dikenlerden hala güller açıyor.
Acıyor da kanayan yaralar
Hemşireler yaraları kapatamıyor.

III.
Ateş basıyor da okyanusları
Bağrımdaki ateşi sular söndürmüyor.
Tüm dertlerim sığımıyorlar bavulada
Boğuluyorum dizlerimdeki sığ suda.

IV.

Bir feryadın ıslığa dönüşmüş halidir.

20 02 2009

Sevgililer Günü

Yaşasın diye sevinen bir palyaço vardı ferforjeden sahnede
Ortalık organ karnavalında hızır acil cıvıklığında bir çamurdu
Tafrası çalışmayan, kin kanseri, ayakları ters adamlardı seyirci
Rüya kiralayan gecesizler, yetkili bir ilgisiz tadında tavır koyuyordu

Kandan yapılan adamlara mermiden gözler dikerken gördüm
Boynu tutulmuş şiirlerin kirecini çözmeyecekti aşklar
14 günlük Şubat’ın gözyaşı bombası ile ağlaması gibiydi
Bir maganda misali kelimelerden rastgele sıktığım kurşun

Tek taş benim için sadece tepeme dikilecekten ibarettir
Alacağım hediye paketlerinden çıkacak Fatiha’lar desteğim

02 02 2009

ÜŞÜMESİN NİHAVEND MAKAMI

Nas’lar baraj kurmuş düşünce frikiğime
Toprağın felah kokusunu çekerek içime
Rüzgarlar yağmurun etkisinde öldürücü
Emilen kandan tek bakiye frenk üzümü.

Kaçan namazlar ve gelmeyen kazalar
Hep soğuktur zaten
Yenecek intiharlar.
Al işte şiir yazdım ikibindokuz model

Bir süreliğine etrafındaki seslere odaklandım
Bir kadın
Bir çocuk
İki garson
Üç genç neşesi
Fincana dayalı kaşığın biriktirdiği huzursuzluk
Omzumda bir çokoprenses eli

Arka bahçemizin sahibi ağustos böcekleri

İbrahim Üzülmez’in tekelinde
Türk Kanat Musikisi
La notasını veremeyen bir müzisyen vardı
Ve İlla bu durumda sır kalacaktı
Gelmesin artık yaz günleri.

Bir tamburunin kamburunda donsun kalsın.

17 01 2009

27 Karanlık 2008

Hâla kuruyorsam bir güvercinin gerdanında hayalleri
Mor panjurlu yeşil bir evde plazma televizyon
Oryantalizm’in tüm hareketlerini içeren paketler
Sırt döndüğümüz Arap’lar ve Ortadoğu ağırlıklı haberler
Altı uçlu bir çok yıldız kayar gibi yağarken bombalar
Bizim ölü sandığımız kurak çöle düşen kadavralar kadar
Kader acı vermemişti hiç bir çocuğun vücudunu görmekle.

Bir file misket satın alıyorsak oynasın diye çocuğumuza
Laf atıyorsak misket gözlü diye yoldan geçen yosmaya
Misket ne anlama gelir Filistince, bilmiyoruz demektir.

Ehemmiyetimizin kadarı dua olsa ve diyorsak
Müjdelediğin azabı onlara göster, bizi de ibretlendir
Affeder misin Rabbim, hüküm sürmesine izin vermemizi
Affeder misin çığlığımızın sesi kısık diye bizleri.

Ah Rabbim sen olmasan kimin aklına gelir insan,
Beni de bağlasalar Filistin'de bir direğe, ne olur
Gelsem bende sana fosfor yanığı bedenimle
Fosfor’la gelsem sadece parlasın yaram diye
Lübabe olayım n’olursun, ne olursun izin ver.

Amin dese ya ablalar, abiler...

07 01 2009

Söylesene Doktor Benim Halim Nicedir

Arabalar, Otobüsler, şehirler içi yolculuklar
Pencere, asile, muavin, bagajda uyuyan şoför
Karşı koltuktaki teyze, annesinin koynunda bebek
Şehir içi çift şeritli yolda karşı yöndeki kamyon
Güzel bir kızın saçları iki yana savrularak
En ön koltukta oturan yolcudan otobüs baskısı
Yol kenarında karga tarlasındaki buğday ambarı
Sarısı hüzne boğuyor çimenlere yayılmayı unutan adamı
Kandil olmadan yanıyor camilerin kandilleri
Oysa azami hız daha o zamandan bellidir


Antoloji hazırlarken tüm bunlar bir işe yaramaz
Bir aşk biter, her kadın şair doğurur
Ben ise piç bir şiirin babası olurum.

Hâla çocuktur bir adam 25'inde şiir yazıyorsa

01 01 2009

TERK-İ TERK

Yorgunluk veriyor kelimeler...

Ağız tünelinden çıkan birbiri ardına dizilmişler tren vagonları gibi
İradesiz, alışkanlık mahsülü bir hayata uzayıp gidiyorlar..
Sessizlik tahtında unutulmuş bir gümüşe konuyoruz her an
Hava sıkışıp kalıyor ciğerlerime giden yolun bir tarafında
Hız bariyerlerine söve saya sürüyorum bilincimi tarafsızlığa
Açıklamalar sarmalında ve beynimin kara kutusunda
Ufuklarımda hayallerimin güneşi ağır ağır batıyor

Biliyorum bitecek bir gün bu koşuşturmacam
Pekmez koyusu bir karanlığa girecek güneşim
Ne zaman, ne mekan, ne baş ağrısı , ne sıkıntı
Kalmayacak ki geriye toprak kokusunda başkası...

Dertsiz başı terk-i terk bu olsa gerek...